
Clair Obscur: Expedition 33 (PC)
Her bir detayı buram buram özen kokan bir tutku projesi. Sadece senenin değil, son yılların en iyi oyunlarından birisiyle karşı karşıyayız. Bu oyunu kesinlikle herkes denemeli.
2025 yılının daha beşinci ayındayız ve şimdiden seneyi tarihin en iyi oyun senelerinden ilan edebiliriz. Kingdom Come: Deliverance II, Split Fiction, Monster Hunter Wilds ve senenin devamında çıkacak daha bir çok yapım. Olayı cüzdandan bağımsız düşünmeye çalışırsak, gerçekten oyuncular için inanılmaz bir sene olacak. Bu muhteşem oyun senesinin Game of the Year ödülü, GTA VI ertelenirse KCD2‘ye gider diyordum. Fakat öyle bir oyun geldi ki, sadece 2025’i değil benim favori oyunlar listemi değiştirebilecek seviyede. Clair Obscur: Expedition 33 sessiz sedasız müthiş bir iş olarak hayatımıza girdi.
Ne kadar şanslıyım ki senenin en büyük iki tutku projesi deneyim etme ve inceleme fırsatım oldu. Bu tarz oyunlar aslında hep denk gelmez ancak bu sene çok yakın aralıkta çıktılar. Fakat bugünkü konumuz Expedition 33. Şimdi de, menüsünü açtığım andan itibaren büyülenmiş bir şekilde oynadığım bu oyunu kapsamlı bir şekilde inceleyelim.
Hikayeden az da olsa bahsetmem gerektiği için oyunun sadece prolog kısmına dair spoiler bulunacaktır. Oyunun kalan hikayesini deneyimi etkilememesi için spoilersız bir şekilde yorumlayacağım.

Müthiş Bir Evren Kurgusu
Clair Obscur: Expedition 33, son zamanlarda denk geldiğimiz neredeyse hiçbir hikayeye benzemiyor. Yazılan senaryo o kadar orijinal ve akıcı ki, ne olacağını merak ettiğinizden oyunun başından kalkamıyorsunuz. Kısaca evren ve hikaye şu şekilde. Lumière isminde, Paris’e inanılmaz derecede benzeyen ve Fracture adı verilen olaydan sonra ana karadan ayrılmış bir adada başlıyoruz oyuna. Bu adanın hemen karşısında da üzerinde sayı yazan bir monolit var. Her yıl Paintress adı verilen varlık o monolit üzerine yeni bir sayı yazıyor ve yazdığı sayıdaki yaşta olan insanlar ölüyorlar. Bu olaya da Gommage deniyor.
Oyuna Gommage’ın yaşanacağı günde başlıyoruz. Ana karakterimiz Gustave (Charlie Cox), eski eşi ve yaş sınırında olan Sophie’yi uğurlamak için yanına gidiyor. İkili konuştuktan sonrasında şehirde gezinme fırsatı buluyoruz. Bu sırada evrene dair bilgiler öğrenirken aynı zamanda Sophie’nin ne kadar sevilen birisi olduğunu da öğrenme fırsatımız oluyor. Zaten içinde gezinmesi o kadar keyifli bir şehir ki her yeri görmek istiyor insan. Bu diyalogların hepsi opsiyonel aslında. Ben bu kısımda yaklaşık 30-40 dakika geçirmişimdir ama direkt olarak limana inip hiçbir şeyi de görmeyebilirsiniz. Ama emin olun bu şekilde yaparsanız yaşanacak olayın vuruculuğu azalır.
Limana geldikten sonra oyunun kalbe hançer saplayan o sahnesi geliyor. Monolitteki 34 sayısı 33 olarak değişince, 34 yaşındaki herkes birer birer yok oluyor. Müziklerinden tutun, sahnenin çekimlerine ve diyaloglara kadar her şey o kadar güzel ki, tekrar tekrar izledim o sahneyi. Ölen herkesin gül yapraklarına dönüşerek yok olması, oyunun ölüme karşı yaptığı tatlı bir yorum gibi. Sophie, Gustave’ın kollarında yok olduktan sonra artık Gustave’ın tek bir amacı kalmıştır. Expedition adı verilen sefer grubu ile Paintress’ı yok edip bu olayı durdurmak. Bu sefer gruplarına da genellikle yaş sınırındaki insanları gönderiyorlar. Gustave da artık sınırdadır. İlk seferin üzerinden 67 yıl geçmiştir ama bu sefer umut daha fazladır.

Hikaye Tokat Gibi Çarpıyor
Gustave, o evrenin enerji kaynağı olan Chroma’yı kullanabilen aletler yapmıştır. Zor bir görev ama karakterlerimiz sağlam bir motivasyon ile yola koyuluyorlar. Normalde karmaşık bir hikaye yapısına sahip olduğundan dolayı hikayeyi uzun uzun konuşarak anlatmak isterdim. Ancak oyun çok taze olduğundan ve oyunun içerisindeki twistler inanılmaz seviyede olduğu için sadece başlangıcına değinmek istedim. Bu zorlu görevimiz sırasında ekibimize bir sürü kişi ekleniyor. Maelle, Lune, Sciel, Monoco ve Verso. Bu saydıklarım ekibimize eklenen ve oynayabildiğimiz karakterler. Şu bilgiyi de vereyim. Monoco, geliştirici ekibin şirketlerindeki köpeğin ismi. Onun ismini kullanarak da bir karakter yaratmak istemişler. Her birinin ayrı bir motivasyonu, ayrı bir geçmiş hikayesi ve kişiliği var. Hiçbir karakter tesadüfen yoldan geçerken ekibe eklenmiş gibi değil. Her biriyle konuşmak, geçmişlerini öğrenmek ve onları tanımak gerçekten çok doğal hissettiriyor. Oyunun belki de yaptığı en iyi şeylerden birisi de bu.
Bu doğallık diyalog yazımına da geçmiş. Çünkü benim bir oyunda uzun süredir gördüğüm en iyi diyalog yazımı bu oyunda. Genel olarak oyunlarda karakterlerimiz tartışıyor olsa bile, bir karakter diğerine bir şey dedikten sonra karşısındaki karakter ona cevap verir ve diyaloglar bu şekilde ilerler. Clair Obscur: Expedition 33‘te de tabi ki bu şekilde ilerleyen diyaloglar var ancak diyaloğun doğal hissettirmesini sağlamak bence çok zor bir şey. İçerik olarak iyi bir metin yazabilirsiniz. Dümdüz okuduğunda oyuncuya anlamlı gelebilir o metin. Fakat bunu doğal aktarmak başka bir şey. Bunu oynamadan anlamanız biraz zor olabilir ama oynayanlar bana bu konuda kesinlikle hak verecektir. Karakterlerin yazımı ve diyaloglar da bu kadar kaliteli olunca, onlarla bağ kurmak kolaylaşıyor. Seslendirmenin de tabi ki burada payı çok büyük. Charlie Cox, Andy Serkis, Ben Starr ve Jennifer English gibi büyük isimler oyunda seslendirmen olarak görev alıyorlar. Her bir duyguyu size geçirme anlamında oyun oldukça başarılı.
Oyun orijinal olarak Fransızca dublaj için yapılmış. Karakterlerin ağız senkronları tamamen Fransızca’ya göre. Bu yüzden başında biraz Fransızca oynamayı denemiş olsam da, İngilizce dublajın çok daha etkili geldiğini söylemem lazım. Ki bu kadar büyük isimleri projeye getirdikten sonra içeriği o şekilde tüketmemek biraz kötü bir tercih olabilir.

Görkemli Lumière Dünyası
Bu oyunun fragmanını ilk gördüğümde sanat ve dünya tasarımı olarak gördüğüm şey karşısında cidden inanılmaz şaşırmıştım. Açıkçası bu kadar iyi görünüyor olmasına rağmen sıra tabanlı olduğunu gördükten sonra biraz moralim bozulmuştu. Oyunun bu sistemi ne kadar iyi yaptığını zaten birazdan anlatacağım ancak sıra tabanlı diye kesinlikle ön yargıyla yaklaşmayın. O kadar güzel bir sanat tasarımı var ki her bir anı tablo gibi. 90’dan fazla fotoğraf çekmişim ve her biri duvar kağıdı yapmalık. Unreal Engine 5 tabi bu noktada çok büyük bir nimet. Detayların işlenişi ve görsel dünyanın aktarılışı için daha iyi bir oyun motoru düşünülemezdi sanırım.
Oyunu inanılmaz derecede beğendiğimden dolayı isminin anlamını araştırmaya başlamıştım. İngilizceye Chiaroscuro olarak çevrilen Clair Obscur, karanlık ve aydınlığın oluşturduğu zıtlığı anlatan bir terimdir. Oyunun hikayesinde denk geldiğimiz bu zıtlık durumu, sanat tasarımında da karşımıza çıkıyor. Işıl ışıl rengarenk bir dünya tasarımı var. Ayrıca bu kadar güzel görünen bir oyunun AAA bir oyun olduğunu düşünebilirsiniz. Fakat bütçesi ve çalışan ekibin büyük olmamasından dolayı bu AA bir oyun. Özellikle son zamanlarda AA oyunların AAA oyun seviyelerine çıkmış olması, belki de büyük firmalara birazcık ders olur. 33 kişilik ufak bir ekibin elinden çıktığı düşünülürse, bu tarz detaylar çok hoş.

Mekanik Olarak Çok Güçlü
Şahsen sıra tabanlı oyunlarla çok geçmişim yok ve Persona gibi serileri oynamamış olmamdaki en büyük sebeplerden birisi. Fakat Clair Obscur: Expedition 33, bu konuda türü değiştirecek seviyede iyi. Tabi ki JRPG oyunlarındaki çeşitlilik de inanılmaz seviyede ancak bu oyunun oyuna eklediği çeşitli parry ve dodge mekanikleri sizleri savunma anında da diri tutmayı amaçlıyor. Ki bu aslında çoğu Final Fantasy hayranının belki de olmasını istediği remake şekliydi. Bahsettiğim JRPG oyunlarında bir düşmandan kötüyseniz çok net bir şekilde daha kötüsünüzdür ve gelişmeniz gerekiyordur. Ancak burada oyun size çok uzun sürecek de olsa o düşmanı öldürmenize imkan veriyor. Düşmanların tüm hareketlerini ezberleyip parry atarak o düşmanı öldürmeniz çok zor da olsa teknik olarak mümkün. Yeteneklerin çeşitliliği ve karakterlerin birbirleri ile yapabileceği kombolar da oldukça güzel.
Oyunun çok başarılı yaptığı bir de pictos ve lumina mekanikleri var. Bunlar oynanışı ciddi anlamda çeşitlendiren ve çok güçlü buildler yapmanızı sağlayan en önemli şeyler. Aynı Elden Ring‘deki gibi buildler yapmanız gerekiyor. Oyun bu mekanikleri açıklarken pek başarılı olamıyor bence o yüzden detaylı bir şekilde ben açıklayayım. Pictoslar; sizlere can, kalkan veya kritik hasar şansı verirken aynı zamanda Elden Ring‘deki talismanlar gibi karakterinize belirli özellikler katıyor. Luminalar ise bir pictos karakter tarafından 3 savaş sırasında kullanılırsa öğreniliyor. Sonrasında da o luminayı kullanırsanız o karakterde, karakter sadeceo pictosun özelliklerini alıyor. Yani karakterinize can, kalkan vs. eklemeden sadece özellik ekliyorsunuz. Bu mekanik benim şu ana kadar hiçbir oyunda denk gelmediğim, biraz karışık gibi görünse de oynanışı inanılmaz derecede çeşitlendiren bir dokunuş olmuş.
Sandfall Interactive CEO’su Guillaume Broche, Ubisoft’taki işinden sıkıldığından dolayı oradan ayrılan diğer insanlar ile birlikte bu şirketi kuruyor. En sevdiği oyun serilerinden birisi olan da Final Fantasy‘den ilham alarak bir oyun geliştirmek istiyorlar ve sonuç olarak bu oyun doğuyor. Ki Final Fantasy esintilerini de oldukça taşıyor Clair Obscur: Expedition 33. Örneğin, materia mekaniği, pictos ve luminaları biraz andırıyor olsa da bu oyunda yapılan şey onun çok daha çeşitlendirilmiş hali. Ya da epik sinematik anlatı ve göz alıcı boss savaşları da FF serisinin önemli özelliklerinden birisidir. Bu oyunda da fazlasıyla bunları görüyoruz.

Müzikler Son Yılların En İyisi
Oyun müzikleri için genelde ayrı bir başlık açıp konuşmam. Her ne kadar beğendiğim müzikler yapılmış olsa da. Fakat buradaki durum üzerine ciddi derecede konuşulması gereken bir durum. Bestecimiz Lorien Testard, daha önce sektörde herhangi bir işte bulunmamış birisi. Çocukluğundan beri Final Fantasy müzikleri ve çeşitli oyun müzikleri dinleyerek büyümüş. Sandfall Interactive oyunu yapmaya koyulduktan sonra müzikleri yapacak birini arıyorlar. Sonrasında SoundCloud platformunda kendi kendine oyun müzikleri besteleyip yükleyen Testard‘ı buluyorlar. Sonrasında da kendisiyle anlaşıp oyunun müziklerini yaptırıyorlar.
Oyunun müzik albümünü oyunu oynamaya başladığımdan beri sabah akşam dinliyorum ve gerçekten her bir parça muazzam. Bu incelemeyi yazarken de arkada oyunun müzikleri çalıyor zaten. Özellikle bazı sahnelerde ve savaşlarda giren müzik, etkileyiciliği katlıyor. Lorien Testard‘ın piyanosuna Alice Duport-Percier‘in vokali eşlik edince harika bir birliktelik ortaya çıkıyor.

Teknik Detaylar
Clair Obscur: Expedition 33 teknik olarak da oldukça başarılı bir oyun. Ben oyunu bilgisayarda oynadım ve optimizasyon anlamında neredeyse hiç sorun yaşamadım. Arada tabi ki ufak fps düşüşleri yaşadım ama bunlar beni asla rahatsız edecek düzeyde olmadılar. Özellikle Unreal Engine 5‘te bu kadar fazla performans sorunu yaşanıldığı düşünülürse oldukça iyi optimize edilmiş.
Belki de oyuna dair tek şikayetimi burada söyleyeceğim. Ama bu şikayet oyundan puan kırmamı gerektirecek bir seviyede değil. Oyunun büyük açık dünyasındaki haritanın kullanımı ve tasarımı biraz kötü geldi bana. Ayrıca muhtemelen bölge içlerinde bir haritanın olmaması da bazı oyuncuları rahatsız edecektir. Buradaki amaç muhtemelen oyuncuyu tamamen özgür bırakmak ve gitmesi gereken yeri direkt olarak göstermemek. Ama bölgelerin bazı yerleri birbirlerine çok benziyor. Bundan dolayı bazen geldiğim yönü unutup tekrardan oraya gittiğim zamanlar oldu. Bunlar da oyunun hiç mi kötü yanı yok diyecekler için beğenmediğim ufak detaylar.

Bende Bıraktığı İz
Ömrünün son yılında olan Gustave, yaptığı bir buluş sayesinde hayata bir şekilde tutunmak istiyor. Sadece Gustave da değil, ekipteki herkesin tutunacak ufak bir umudu var. Ama, ölüm onlar için kaçabilecekleri bir şey değil. Bu göz alıcı rengarenk dünyaların içinde yaşayan aslında umutsuz karakterlerimizin hikayesini deneyimliyoruz. Kendi gerçekliklerinden kopup bir yalana bağlı kalarak hayatta kalmaya çalışıyorlar. Acıyla yüzleşmenin, kendini bir yalanın içine hapsetmenin ne kadar zor bir şey olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda gözünüzün önünde bu acıyla yüzleşmeye çalışan çok sevdiğiniz biri olduğunu düşünün. Yalan bir dünyada mutlu mu yaşamasını tercih ederdiniz? Yoksa onu bu acıyla yüzleştirmeyi mi? Oyunun temeli aslında bu iki soruya oturuyor ve bunu da muhteşem işliyor.
Uzun süredir herhangi bir eserde bu kadar etkileyici bir hikaye deneyim etmemiştim. 3-4 kere gözlerimin dolduğu ve oturup düşündürten anlar yaşadım. Aslında herkesin yaşayabileceği basit duyguları bu kadar çarpıcı bir şekilde bizlere aktardıkları için tüm ekibi tebrik ediyorum. Oynadığım en iyi oyunlardan birisi olarak gönlümde yer etti bile.

Son Sözler
Şirketle ilgili oldukça fazla arka plan ve geçmiş bilgisi verdim ancak bunların bilinmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu tarz başarı hikayeleri hem insanlara daha çok ilham olsun, hem de ufak stüdyolar bu konuda hak ettikleri değeri görsünler istiyorum. Hatta oyundaki çoğu geliştirici Reddit‘ten alınmış henüz sektörde tecrübesi olmayan geliştiriciler. Oyunun credits ekranında bir çok ismin başında “Junior” yazdığını görebilirsiniz zaten. Oldukça küçük bir ekip tarafından geliştirilen bir tutku projesi. Her bir adımından bunu çok net bir şekilde hissedebiliyorsunuz. Başından sonuna kadar düşmeyen bir tempo, özen ve muhteşemlik…
Kitapların, müziklerin ve filmlerin sanat eseri olarak tanımlandığı günümüz dünyasında oyunların hala sanat eseri olarak tanımlanmıyor oluşuna adeta nispet yapılmış. Uzun süredir bir oyunun her detayı için bu kadar büyülendiğimi hatırlamıyorum. Uzun bir süre de bir oyunun beni bu kadar etkileyebileceğini düşünmüyorum. Umarım yeni onaylanan filmi de en az oyun kadar başarılı olur ve Clair Obscur, Sandfall Interactive için bir marka olur. Oyunlara birazcık ilgisi olan herkese Clair Obscur: Expedition 33 şiddetle tavsiyedir. Muhtemelen uzun bir süreliğine, bir oyun için vereceğim en yüksek puanı da bu oyuna veriyorum.
For Those Who Come After – Gustave
Poyraz Akyol‘un diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.























Yorumlar