
Dispatch (PC)
Ustaca yazılan hikayesi, renkli karakterleri ve mizahı ile yapılan en iyi interaktif oyunlardan birisi. Bu türü özlediyseniz kesinlikle düşünmeden şans vermeniz gereken bir yapım.
Artık 2025 yılının sonlarına yaklaşıyoruz. Fakat üzerimize yağan kaliteli oyunlar asla azalmıyor. Daha önceden de bahsettiğim gibi, 2025 gerçekten muhteşem bir oyun yılı. Birbirinden farklı türlerden çok kaliteli oyunlar oynadık. Bu kaliteli oyunların arasına Dispatch de eklendi. İşin komik tarafı ise bu oyun normalde benim gözümden kaçmıştı. Yapımcı AdHoc Studio‘nun bize sağladığı kod sayesinde oynama fırsatı bulduğum senenin en güzel ve eğlenceli işlerinden birisi olan Dispatch‘i gelin detaylı bir şekilde inceleyelim.
Bu inceleme yazısı Dispatch hakkında spoiler içermektedir.

Tutku Başarıyı Getiriyor
Yukarıda da bahsettiğim gibi, bu sene bir sürü farklı türden birçok kaliteli oyun çıktı. Fakat Dispatch‘in, Telltale tipi interaktif anlatı türünü nasıl bir anda tekrar dirilterek senenin en başarılı oyunlarından birisi olduğunu konuşalım. Bunun en büyük sebebi aslında bu oyunun da bir tutku projesi olması.
Ben bu incelemeyi yazarken oyun dünyasının en ünlü gazetecisi Jason Schreier, Dispatch‘in çalkantılı geliştirme sürecini anlattığı bir yazı paylaştı. Ne tesadüf ki, senenin en iyi oyunlarından biri yine Ubisoft‘tan ayrılan birtakım geliştiricinin elinden çıkıyor. Oyunun geliştirici stüdyosu AdHoc Studio, dört adet eski Telltale çalışanı ile kuruluyor. Fakat bu ekip, öncesinde Ubisoft‘un geliştirdiği bir Splinter Cell oyununda çalışıyormuş. Ubisoft yine şaşırtmayarak projeyi iptal edip live-service oyunlara yönelince, bu ekip de şirketten ayrılıp AdHoc Studio‘yu kurmuş. Nitekim AdHoc, muhtemelen Dispatch‘in başarısının ardından hızlı bir şekilde yükselişe geçecek. Ubisoft ise bu sırada erimeye devam edecek.
Aslında ekip, kurulduğu 2018 yılından beri herhangi bir oyun yapamadı. Maaşları ödenmedi, pandemi yaşandı, stüdyo projeden projeye koşmaya çalışıp bir noktada sabit kalamadı ve en sonunda batışın eşiğine geldi. Ta ki ilk başta interaktif bir dizi olarak planlanan Dispatch‘i oyun yapmaya karar verene kadar. Oyunun yönetmeni Nick Herman‘ın Bloomberg’e verdiği röportaj sırasında söyledikleri, tutku projelerinin neden bu kadar özel ve kaliteli olduğunu herkese gösterir nitelikte.
Yedi yıl boyunca herkes bize bunun olmayacağını söyledi. Biz sadece inandığımız oyunu yaptık ve karşılığını şimdi kendimiz alıyoruz.

Nedir Bu Dispatch?
Dispatch, bana ilk başta Invincible havası veren bir oyun gibi görünmüştü. Fakat oyunun içine girince o kadar de benzer olmadıklarını fark ettim. Ama şunu söyleyebilirim: Invincible‘ı seven, Dispatch‘i de kesinlikle sever. Kısaca özetlemek gerekirse, Dispatch bolca kaos, ofis dramı ve mizahın bulunduğu bir interaktif oyun. Robert Robertson isimli karakterimiz, aslında Mecha Man isimli bir kahramandır. Fakat oyunun hemen başında baş düşman Shroud ile yaşadığı mücadele sonrasında zırhını kaybediyor ve sıradan bir insan olarak hayatına devam etmeye çalışıyor.
Bu noktada oyunun gitmek istediği yönü şu şekilde tahmin etmiştim: Birtakım olaylar yaşanır ve Robert hızlıca zırhına kavuşup kötü adamları döver. Fakat oyun oradan tamamen uzaklaşarak, ayakları yere basan eski bir kahramanın ofis maceralarını anlatmaya başlıyor. Tabii konuyu bu şekilde anlatmak, oyuna ciddi derecede haksızlık yapmak olur. Bu, aslında ikinci bir şansı hak edenlerin hikayesi. Zırhı paramparça olunca kahramanlığı bırakıp hayatta başka anlamlar arayanların ya da önceki hayatlarında kötü işlere bulaşanların artık iyi bir amaç uğruna hizmet ettikleri bir hikaye.
Robert, yaşanan bu olayın ardından SDN denen organizasyonda (Suicide Squad gibi) kötülerden oluşan bir ekibi kontrol etmek için işe alınıyor. Asıl hikaye, zaten tam da bu noktada başlıyor. Ekip içi kavgalar, romantizm, seçimler, ayrılıklar ve çok daha fazlası yaşanıyor. Oyun, oyuncuya ilk oynanış sekansını burada veriyor. Çünkü oyun, bu noktaya kadar quick time event anları ve diyalog seçimleri ile ilerliyordu. Ben de normal olarak “Acaba başka oynanış elementi olmayacak mı?” diye soruyordum. Ancak Dispatch beni şaşırtmayı başardı. Şimdi bahsedeceğim oynanış mekaniği, size de oldukça ilginç gelebilir.

Kaotik Bir Ekibi Yönetmeye Çalışmak
Oyunun asıl oynanışı, aslında ekibimizi yönettiğimiz bilgisayar ekranında geçiyor. Her bölüm içerisinde bu sekanstan yaklaşık iki adet bulunuyor. Birbirinden farklı ve renkli karakterleri uygun göreve yönlendirip şehirdeki sıkıntıları çözmeye çalışıyoruz. Tabii burada önemli olan, karakterlerimizin istatistikleri ve görevlerin bizden beklentisi. Bunları göz önünde bulundurarak dikkatli seçimler yapmalısınız. Ne kadar o göreve uygun karakter veya karakterler gönderirseniz, başarı şansınız o kadar yüksek oluyor. Buna bağlı olarak, karakterlerin seviyelerini yükseltip istatistiklerini geliştirebiliyoruz. Onları tanıyıp buildlerini doğru ayarlarsanız başarıya ulaşacaksınızdır.
Öte yandan, Z-Team’in kendi içerisindeki dinamiği de çok güzel. Yönetmesi zor ama eğlenceli bir ekip. Ekibe girenler, aramızdan ayrılanlar veya çeşitli sebeplerden dolayı o gün görevde olamayacak ekip üyeleri karşımıza çıkabiliyor. Bu sayede oynanış sekansları monotonluktan uzaklaşıyor ve her seferinde farklı bir şey oynadığımız hissiyatını verebiliyor.
Ekip üyelerini olay yerine gönderiyoruz, fakat bizim de boş durmamamız gereken anlar yaşanıyor. Bazen Robert’ın yapması gereken hack sekansları oluyor. Bunların çok eğlenceli olduğunu söyleyemeyeceğim. Fakat işin içerisinde bizim de olduğumuzu hissettirmek adına iyi sayılabilecek bir dokunuş olmuş.

Seçimlerin Ağırlığı
Bir Telltale oyunu oynuyorsanız, en önemli şeyler vereceğiniz cevaplar ve olaylar karşısında nasıl bir tutum sergileyeceğinizdir. Çünkü bunlar, direkt olarak hikayenin akışını değiştirir. Dispatch de zaten bir Telltale oyunu olarak sayılabilir. Belki yaptığımız her seçim bir şeyi değiştirmiyor ama hikayenin gidişatını etkileyen çok önemli seçimler yapmamız gerekebiliyor. Bunlar, hem olayları hem de karakterler ile olan ilişkilerimizi etkiliyor.
İki farklı ilişki ihtimali, ekipten çıkacak üyeye karar vermek ve Robert’ın karakterini yönetmekten geçiyor. Ki sadece Robert da değil, oyunun sonunda Invisigal’ın gideceği karakter yolunu bile yaptığımız seçimlerle biz belirliyoruz. Oyuncunun bunların hepsi üzerinde bir ağırlığının olduğunu hissetmesi, interaktif bir oyun için oldukça önemli. Her bölümün sonunda oyuncuların yüzde kaçının hangi seçeneği seçtiğini görmek de bence güzel bir detay.
Burada tabii diyalog ve senaryo yazımının da payı büyük. Senaryo oldukça güçlü ve oyunun başından kolay kolay kalkamıyorsunuz. Hatta yazım kalitesi o kadar akıcı ki, yeni bölümlerin gelmesini bir hafta boyunca beklemek bazen eziyete dönüşebiliyor. Oyunun içerisindeki her bir karakter, birbirinden farklı kişiliklere sahip oldukça renkli üyeler. Oyunun mizahı zaten çok iyi ve fazlasıyla keyifli. Şahsen favori karakterim Chase oldu. Zira karakter, içerisinde bulunduğu her sahneye fazlasıyla eğlence katıyor. Ancak diğer üyeler de bağ kurması son derece kolay karakterler. Örneğin tüm Z-Team olarak oturup taco yedikleri sekans oldukça güzel bir andı.

Şahane Seslendirme Kadrosu ve Final
Bu kadar güzel şey saydım ama en güzellerinden birisi de şüphesiz oyunun seslendirme kadrosu. Ekip, bu oyun için inanılmaz isimlerle çalışmış. Hepsi de işlerini çok iyi yapıyor. Aaron Paul, ana karakterimiz Robert’ı seslendiriyor. Hayattaki en büyük amacını kaybetmiş, o tükenmiş adamı çok güzel yansıtıyor. The Last of Us Part II‘nin Abby’si Laura Bailey ise oyunu oynayanların bir çoğunun gönlünü kazanan Invisigal karakterini seslendiriyor. Jeffrey Wright ise favori karakterim Chase’e hayat veriyor. Ayrıca YouTube’dan tanıdığımız MoistCr1TiKaL ve Jacksepticeye da seslendirme kadrosunda bulunuyor. Yani anlayacağınız üzere, oyunda adeta yıldızlar geçidi gibi bir seslendirme kadrosu bulunuyor.
Hikayeye dönecek olursak, oyunun son bölümünün inanılmaz derecede iyi olduğunu söylemeliyim. Son vardiya o kadar çok kaos içeriyor ki, hangisine yetişeceğinizi şaşırıyorsunuz. Sonrasında yaşananlar ise daha güzeldi. Robert, babasını öldüren adam Shroud ile sonunda yüzleşme fırsatı buluyor ve uzun bir dövüş sekansının ardından önemli bir seçim yapması gerekiyor. Buna bağlı olarak, Invisigal’ın kötü ya da iyi bir karaktere dönüşmek arasında seçim yapacağı yan hikaye de başlamış oluyor. Hiç şüphesiz oyun boyunca yaptığınız seçimler, işler bu noktaya geldiğinde işinize oldukça yarayacaktır.

Teknik Detaylar
Normal bir oyun incelemesindeki gibi bir teknik detay analizini bu oyun özelinde yapmam zor. Fakat animasyon kalitesini kesinlikle övmem lazım. Ekibin bu kadar sıkıntılı dönemlerden geçmiş olmasına rağmen, bu kadar akıcı ve güzel bir animasyon yapmış olması cidden takdir edilesi. Dispatch, çok severek izlediğim Invincible‘dan bile iyi bir animasyon kalitesine sahip.
Oyunu herhangi bir sorun yaşamadan akıcı bir şekilde oynadım. Optimizasyon açısından bir sıkıntı yaşamadım. Müzikler konusunda ise sahneleri destekleyen gayet yeterli besteler kullanılıyor, fakat akılda kalıcı bir parçaya rastlamadım. Oyunda yaşanan ikonik anların arkasında çalabilecek parça seçimleri konusunda biraz eksikler olduğunu söyleyebilirim, ama bu pek de büyük bir sıkıntı değil.
Dispatch‘in deluxe sürümünü alanlar, oyunun hem artbook‘una hem de çizgi romanlarına ulaşabiliyor. Bölümleri bitirdikten sonra çizgi romanları inceleme fırsatı buldum ve söylemeliyim ki, bu sürümü satın aldıysanız bence onlara da mutlaka bir göz atın. Çünkü oyunu oynarken görmediğimiz şeyler ile ilgili hikayeler yazılmış.

Sonuç
Ne yalan söyleyeyim, bu dopdolu oyun senesi içerisinde oynayacağım en iyi oyunlardan birisinin interaktif bir yapım olduğunu söyleseler pek inanmazdım. Bu türü sevmediğimden değil kesinlikle. Sadece her ne kadar güzel bir oyun olsa da, bana Clair Obscur: Expedition 33 veya Kingdom Come: Deliverance II kadar dolu hissettirmiyor. Fakat Dispatch, bu seneki iki favorimin hemen ardında yerini aldı. AdHoc Studio‘ya bizlere inceleme kodunu sağladıkları için teşekkür ederim.
Benim için oyunun tek eksisi, bölümlerin kısa olması ve bazı yerlerinde tempo sorunu yaşanması. Bence bölümler daha uzun yapılsa daha iyi olabilirdi. Bir de sonraki sezonda quick time event kısımlarının biraz daha çeşitlendirilip sayılarının artırılması güzel olabilir. Bunların haricinde Dispatch harika bir oyun. Ustaca yazılan hikayesi, renkli karakterleri ve mizahı ile yapılan en iyi interaktif oyunlardan biri. Bu türü özlediyseniz kesinlikle düşünmeden şans vermeniz gereken bir yapım. Umarım bir an önce 2. sezonu çıkar ve Z-Team’e kavuşabiliriz.
Poyraz Akyol‘un diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.






















Yorumlar