Yılın en büyük sinema olaylarından biri olan İstanbul Film Festivali‘nin 44.’sü geldi çattı. Her zamanki gibi dopdolu bir program ile karşımıza çıkan festival, seyirciler için son derece zengin bir seyir deneyimi vadediyor. Biz de hem festival bünyesinde alınan yeni kararlar hem de bizleri bekleyen festival deneyimini konuşmak için festival direktörü Kerem Ayan ile bir röportaj gerçekleştirdik. Gelin hep beraber 44. İstanbul Film Festivali‘ne kapsamlı bir bakış atalım ve bizi bekleyen deneyimi inceleyelim.
Altın Lale’de Yeni Dönem: Yerli ve Yabancı Filmler Bir Arada
44. İstanbul Film Festivali, yine dopdolu bir takvim ve zengin bir seçki ile karşımıza çıkıyor. Peki bu yılki seçkinin geçen senekilere kıyasla bir farkı olduğunu düşünüyor musunuz? Film çeşitliliğinde kürasyon açısından beklenmedik nelerle karşılaşabiliriz?
Gerçekten de dopdolu bir seçki. 139 uzun, 15 kısa metrajlı filmimiz var. Yılın en iyilerini izleyiciler için bir araya getirdik; hem dünya hem uluslararası prömiyerlerini yapan birçok film, geçen bir yıllık dönemde de ülkemizin en iyi belgesel ve kurmaca yapımları seçkide yer alıyor. Ama geçen yıla göre en büyük değişiklik, elbette yarışmalarımızın yapısı.
Festivalin uluslararası niteliğini daha da vurgulamak amacıyla yarışmalı bölümleri yeniden yapılandırdık ve festivaldeki iki yarışmayı birleştirdik. Altın Lale Yarışması’nda artık hem yerli hem de yabancı uzun metrajlı kurmaca, belgesel ve animasyon filmler birlikte ve aynı düzeyde yarışacak. Bunun yanı sıra, genç yeteneklere yol açmak için yalnızca ilk ve ikinci filmlerini çeken yerli yönetmenlere açık olan Yeni Bakışlar yarışması da programın bir parçası. Kısa Film Yarışması da uluslararası bir yapı kazanıyor, böylece yerli ve yabancı kısa filmler bir arada değerlendirilecek.
Yarışmalarımız dışında galalarımız, bu sene hem sayı hem kalite açısından harika bir seviyeye gelen belgesel kuşağımız, keşifçi sinefiller için Heyula, beyazperdede kaçırılmayacak klasiklerin olduğu Cinemania ve birçok başka bölüm yine seçkide yer alıyor.
Norveç’in en yetkin ve insan ilişkilerine çok farklı bir noktadan bakan auteur yönetmeni Dag Johan Haugerud’un tüm uzun metrajlı filmlerini ilk defa Türkiye’de göstereceğimiz için çok mutluyuz. Ayrıca yalnızca yurt içinde değil, yurt dışında da adı saygınlıkla anılan kurgucu Ayhan Ergürsel’in çalıştığı filmlerden bir seçkiyi de dahil ettik.
Her zamanki gibi bu yıl da Cannes, Venedik, Locarno, Toronto, Rotterdam ve Berlin gibi önemli festivallerde yarışmış filmlerden oluşan bir seçki ile karşı karşıyayız. Peki ya sizce bu yıl hangi festivalin veya festivallerin filmleri öne çıkıyor? Ağırlık olarak hangisinden daha çok film alabildiniz veya hangisine öncelik vermeye çalıştınız?
Birçok favorimin yer aldığı Altın Lale Yarışması’nı bir kenara koyarak genel hatlarıyla programa baktığımda gerçekten de yılın en iyi filmlerinden çok parlak bir seçki olduğunu söyleyebiliriz. Sinema sezonu İstanbul Film Festivali’nin hemen ardından Mayıs ayında, Cannes ile başlıyor. Doğal olarak biz de yıllardır takip ettiğimiz bu festival ile programımızı oluşturmaya başlıyoruz. En son da Şubat ayındaki Berlin Film Festivali’yle biz de programımıza son eklemeleri yapıyoruz. Sonuçta bu iki festival ve yine şahsen katıldığımız Venedik Film Festivali’nden aldığımız birçok film ağır basıyor. Bu durum, seçkide Avrupa filmlerinin ağırlıklı olduğu izlenimini yaratmamalı; festival seçkisine Malezya’dan Brezilya’ya, Filistin’den Japonya’ya kadar çok farklı coğrafyalardan yönetmenlerin filmlerini dahil ettik.
Yılın Gizli Hazineleri: İstanbul Film Festivali’nde Öne Çıkanlar
Sundance ve South by Southwest (SXSW) Film Festivali’nde oldukça fazla film öne çıkmasına rağmen neredeyse her sene İstanbul Film Festivali’nin programında onlardan yalnızca birkaçını görebiliyoruz. Bu sene de durum pek değişmemiş gibi görünüyor. Senenin başında gerçekleşen bu festivallerdeki filmler -mesela şubatta düzenlenen Berlin Film Festivali’ndeki filmler seçkiye hep dahil oluyorken- neden alınmıyor ve genelde Filmekimi’ne sarkıtılıyor? Buradaki süreci açıklayabilir misiniz?
SXSW ve Sundance’ten de filmlerimiz oluyor; fakat ağırlıklı olarak katıldığımız festivallerin seçkilerinden filmleri dahil ediyoruz. Bir de Amerika’daki festivallerdeki Amerikan filmlerini hemen almakta zorlanıyoruz; çünkü önce Avrupa’daki büyük festivallerde uluslararası prömiyer yapmayı tercih ediyorlar. Bu yüzden Filmekimi’nde yer almaları daha muhtemel oluyor. Ama örneğin Lurker (Takipçi) önce Sundance’te idi, sonra Berlin Film Festivali’nde uluslararası prömiyerini yaptı, sonra da İstanbul Film Festivali’nde programa dahil oldu.
Her sene olduğu gibi festival yine inanılmaz kapsamlı bir programa sahip. Peki siz seçkinin ne kadarını seyretme şansı buldunuz ve izleme deneyiminiz genel olarak nasıldı? Festival planına yetişmeye çalışırken izleme deneyiminizin hızlı bir tüketime dönüştüğü anlar oldu mu?
Seçkinin %95’ini gördüm diyebilirim. Yıl boyu gerçekten binlerce film izliyoruz programa film seçmek için. Bazı filmleri ekibimizin önerisiyle programa dahil ediyoruz, festivalde gördüğüm oluyor. İzleme deneyiminin hızlı bir tüketime dönüşmesiyse o kadar kolay değil; ama bunca yıldan sonra bazı filmlerin niteliklerini kısa zamanda çözmek söz konusu olabiliyor doğrusu.
Sundukları seçkiler açısından festivaldeki bölümlerden bu yılki favorileriniz neler? Kişisel zevklerinizden yola çıkarak hangi filmleri heyecan verici buldunuz?
Öncelikle Dag Johan Haugerud’ün tüm filmleri. Bu filmler gerçekten öyle güzel akıyor ve öyle sade ve derinlikli ki, hayranlıkla izledik.
En sevdiğim filmlerden The Umbrellas of Cherbourg’u (Cherbourg Şemsiyeleri) yıllar sonra restore kopyasıyla yeniden beyazperdede görebilme ihtimali de beni heyecanlandırıyor. Altın Lale Yarışması’ndaki çoğu filmi çok beğeniyorum. Çağımızın sosyal medya şöhret kavramını çok farklı bir yönden ele alan Lurker (Takipçi), Afganistan’da kadınların halini çok özel bir noktadan anlatan belgesel Writing Hawa (Havva’yı Yazmak), bir de Fargo’yu anımsatan kanlı komedi Un ours dans le jura (Dağdaki Ayı) sözünü edebileceğim birkaç filmden.
Bu Yıl Festivalin Konukları Kimler?
Festival seçkisi hazırlanırken alınan danışmanlık süreci nasıl işliyor? Danışmanlar yurt dışı festivallerine fiziksel olarak katılım mı gösteriyorlar yoksa çevrim içi bir izleme süreci mi gerçekleşiyor? Siz bu sürece nasıl dahil oluyorsunuz ve istişare yapılırken destek veriyor musunuz?
Danıştığımız birçok sinema eleştirmeni, gazeteci arkadaşımız var. Festivallerde ilgilerini çeken veya gördükleri, hatta bazı jürilerde ödül verdikleri filmleri bize tavsiye ediyorlar. Ama ağırlıklı olarak ekipçe her sene Cannes, Berlin ve Venedik festivallerine gidiyoruz ve orada zaten filmleri seyrederek programın büyük bir bölümünü oluşturuyoruz. Gidemediğimiz festivallerdeki filmlerden veya bize tavsiye edilenlerden de hemen link isteyip seyrediyoruz.
Bu yıl gerçekleşecek ekip katılımlı lansman veya söyleşi etkinliklerinden göze çarpanları söyleyebilir misiniz? Geçen seneki Wim Wenders sürprizinden sonra bizleri 2025’te neler bekliyor?
Haugerud konuklarımızdan biri olacak ve filmleri sunmanın yanı sıra bir söyleşide izleyiciyle buluşacak. Programda bir filmi yok ama Altın Lale Yarışması’nın jüri başkanı Hint sinemasının en saygın isimlerinden, Elizabeth ve Elizabeth: The Golden Age filmlerinin yönetmeni Shekhar Kapur. Wim Wenders gibi bir sürprizimiz şimdilik yok ama davetiyelerimizi yolladık, yanıt bekliyoruz. Önemli Magnum savaş fotoğrafçılarından Larry Towell’ın yaşamını anlatan Bir Hayatın İzleri (The Man I Left Behind) filminin gösteriminin yanı sıra İFSAK işbirliğiyle fotoğrafçının katıldığı bir panel de yapılacak.

Shekhar Kapur.
Bu Yılın En Büyük Keşfi: Dag Johan Haugerud
Bu seneki seçkide her zaman olduğu gibi çok az festivalde görücüye çıkmış, kıyıda köşede kalmış filmler de yer alıyor. Onları da göz önünde bulundurarak 2025 seçkisinin sunduğu keşif miktarını ve sürprizlerle karşılaşma ihtimalimizi söyleyebilir misiniz?
İstanbul Film Festivali’nin seçkisini oluştururken yıllardır çok farklı kriterleri göz önünde bulunduruyoruz. Elbette kişisel beğenilerimiz etkili fakat belirleyici değil. Sonuçta, tanınmış yönetmenlerin herkesin beklediği yeni filminden belli bir festivalin büyük ödülünü kazanan filmine, beklentiler belli. Bunların yanı sıra seçkide gerilimden absürt komediye, yerli ve yabancı belgesellerden retrospektiflere kadar herkesin beklentisine ve beğenisine hitap eden filmler var. Bu yüzden de çok duyulmuş filmlerin yanı sıra, bizim önerdiğimiz, keşfettiğimiz filmler de yer alıyor. İzleyicilerimiz de seçkinin belli bir garanti içerdiğini, belirli bir nitelikte olduğunu biliyorlar.
Keşfe gelirsek, her ne kadar programın her bölümü sürprize açık olsa da Mayınlı Bölge’de biraz daha sıra dışı ve sivri filmlere, Heyula’daysa daha avangart filmlere yer verdiğimizi söyleyebilirim.
Ama bu senenin en büyük keşfi, tabii ki Norveçli sinemacı Dag Johan Haugerud olacak.
Yerli festivaller hakkında en çok konuşulan konulardan biri bilet fiyatları. Bu sene gördüğüm kadarıyla zamlara rağmen avantajlı (erken dönem) bilet politikasını tüm seanslara uygulamış ve kapsamını genişletmişsiniz. Dolayısıyla izleyiciler erken davranıp daha uyguna bilet alabiliyor. Geçen yıl Filmekimi’nde uygulanan sabit fiyat politikasından sonra yine benzer bir pozitif adım attığınız görülüyor. Festivalin ticari ayağı da düşünüldüğünde sizi bu kararı almaya ne itti ve bu politikayı gelecek festivallerde tekrarlamayı düşünür müsünüz?
Festivalde her zaman katılımı kolaylaştırmaya yönelik çalışmalar yapmak için çaba sarf ediyoruz. Geçtiğimiz yıllarda da çeşitli uygulamalar denedik, önümüzdeki yıllarda da yine farklı uygulamalarla katılımı kolaylaştıracak hazırlıklar yapacağız. Bu yıl, açılış öncesinde daha uygun fiyatlarla bilet alınabilmesini sağlamanın yanı sıra festival boyunca hafta içi gündüz seanslarında 30 TL’lik öğrenci biletlerini de sınırsız olarak gençlerin kullanımına sunacağız. Bunun da özellikle gençlerin katılımını kolaylaştıracağını umuyoruz.
İKSV ile son yıllarda özdeşleşmiş şeylerden biri de Eczacıbaşı Genç Bilet uygulaması. Öğrencilere oldukça uygun fiyattan film seyretme imkânı sunan bu bilet tarifesi 44. İstanbul Film Festivali’nde de kapasite sınırı olmadan sunulacak mı?
Bu yıl da 21.30 seansları dışında tüm seanslarımızda Eczacıbaşı Genç Bilet olacak. Diğer seanslarda öğrenci biletleri için belirli kapasiteler ayrılsa da hafta içi gündüz seanslarında (11.00, 13.30, 16.00) bu uygulama öğrenciler için sınırsız olacak.

Altın Lale Yarışması’ndan, Tolga Karaçelik’in yeni filmi Psycho Therapy: The Shallow Tale of a Writer Who Decided to Write About a Serial Killer.
Yeni Bakışlar, Genç Yönetmenlere Alan Açıyor
İlk kez geçen seneki Filmekimi’nde uygulanan numarasız oturma düzeninden verim alabildiniz mi? İstanbul Film Festivali’nde de bu uygulamaya devam edecek misiniz?
Verim aldığımızı söyleyebilirim. Seyircilerimizin salona yığılma olmadan girmelerini kolaylaştıran, ayrıca istedikleri yere oturmalarına olanak sağlayan bu düzene bir sonraki Filmekimi’nde de devam edilecek. Ancak İstanbul Film Festivali’nde jüri katılımlı film gösterimleri, birkaç salonda birden olacağından numaralı oturma düzeni olacak.
Bu yılki önemli gelişmelerden biri de ulusal yarışmanın İstanbul Film Festivali’nden kaldırılması oldu. Yerine eklenen ve hem yerli hem yabancı filmlerin yarıştığı Altın Lale Yarışması’nın oluşturulmasında -politik veya ticari açıdan- ne gibi sebepler baş gösterdi? Festival ve sinemacılar üzerindeki etkisinin nasıl olacağını öngörüyorsunuz?
Ulusal Yarışma kaldırılmadı, Ulusal Yarışma ile Uluslararası Yarışma’yı Altın Lale Yarışması adı altında birleştirdik. Amacımız, festivalin uluslararası niteliğini daha da vurgulamak ve yerli ve yabancı filmlerin aynı seviyede yarışmaları. Hem yerli hem de yabancı uzun metrajlı kurmaca, belgesel ve animasyon filmler aynı düzeyde temsil edilecek ve yarışacak. Kısa Film Yarışması da uluslararası bir yapı kazanıyor. Türkiye’de yapımı tamamlanan filmleri uluslararası arenada daha görünür kılmayı hedefliyoruz. Tüm bu değişiklikleri Türkiye’de film alanında çalışan farklı meslek birlikleriyle irtibat halinde planladık. 2026’da artık Altın Lale Yarışması’nda Balkan prömiyeri talep edeceğiz. Böylece sinemacılarımızın bölgesel bir alanda söz sahibi olan bir festivalde prömiyerlerini yapmış olmalarını sağlamayı hedefliyoruz. Yerli ve genç sinemacılarımızı da birinci ve ikinci filmlerinin yarışacağı Yeni Bakışlar bölümümüzle desteklemeye devam ediyoruz.
Sansüre Karşı Diyalog: Festival Yönetiminden Denge Stratejileri
Bu sene City’s Nişantaşı haricinde bir diğer alışveriş merkezi olan Tepe Nautilus’te de gösterimler yapılacak. Sinema kültürünün gitgide alışveriş merkezlerine hapsolduğu günümüzde bu kararın festivali -ticari ve kültürel açıdan- nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz? Tekelleşmiş sinema zincirlerinin özensiz gösterim politikalarına maruz kaldığımız bu günlerde AVM’lerdeki salonları festivale optimize etme süreci nasıl işledi?
Maalesef bağımsız sinemalar da, Emek gibi yürüyerek girilen, engelli erişimine uygun hemzemin sinemalar da azalıyor. Hele İstanbul’da, ulaşımın düğüm olduğu megapolde büyük kapasiteli sinemalarda festival yapmak zor. AVM’de veya zincir şirkette ya da bağımsız da olsa festivaller öncesinde prodüksiyon ekibimiz, her salonun teknik yeterliliğini ziyaret ederek raporluyor ve sinema yönetimleriyle görüşerek festival niteliğinde gösterimlerin gerçekleşmesini güvence altına alıyor. Beri yanda, izleyici alışkanlıklarının festival pratiklerini de içermesinin Türkiye’de sinema salonlarını da etkileyeceğini düşünüyoruz.
Bildiğiniz gibi yerli festivaller zorlu dönemlerden geçiyor. İstanbul’da gerçekleşecek Mubi Fest’in kaymakamlık aracılığıyla sansürlenmesi ve daha sonra festival yönetiminin verdiği kararla iptal edilmesi oldukça gündem oldu. İKSV yönetiminin de neredeyse her sene festivalde yer alan filmler nedeniyle hedef haline geldiğini biliyoruz. Yönetim ekibi olarak bu gibi durumlarla başa çıkmak için neler yapıyorsunuz? Diğer festival yönetimlerine aktarmak istediğiniz bir yönteminiz veya deneyiminiz var mı?
Her yıl farklı nedenlerle uğraştığımız bazı konular oluyor elbette; ama bunların tamamı festival yapmanın bir parçası. Karşılaştığımız sorunların çözümü için en sık başvurduğumuz yöntem, nazik bir çerçevede ilerletilen açık diyalog. Farklı durumlar karşısında diyalog kanallarını açık tutarak ve açık iletişime vakit ayırarak çözüme ulaşmaya çalışıyoruz.
Son olarak festivale katılacak seyirciler için söylemek istediğiniz bir şey var mı? Bizleri genel olarak nasıl bir deneyim bekliyor?
Çok farklı türlerden, coğrafyalardan 165 yönetmenin bambaşka deneyimler sunan filmleri var festival seçkisinde. Keşif de arasalar, birkaç saatliğine iyi vakit geçirmek de isteseler, festival bunu sağlayabilir. Umarım herkesin “Ne güzel filmler vardı, ne harika bir yönetmenmiş, iyi ki büyük perdede izledik, iyi ki arkadaşlarla birlikte gördük.” diye anımsayacakları bir festival olur.
44. İstanbul Film Festivali‘nin programına buradan ulaşabilirsiniz.
Gösterim çizelgesi için ise buraya tıklayabilirsiniz.
Takviminizi hazırlayın, festivalde buluşalım!
Tunahan İbiş’in yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.
44. İstanbul Film Festivali: Kaçırılmaması Gereken 20 Film Önerisi


























Yorumlar