60
YAZARIN PUANI

SupergirlI, Tonya ve Cruella gibi filmlerle tanınan yönetmen Craig Gillespie‘nin koltuğa oturduğu, senaryosunu Ana Nogueira‘nın kaleme aldığı 2026 yapımı bir süper kahraman filmi olarak karşımıza çıkıyor. Film, Batman çizgi romanlarıyla tanınan Tom King ile çizer Bilquis Evely‘nin 2021-2022 tarihli Supergirl: Woman of Tomorrow adlı çizgi roman serisinden uyarlanıyor.

60
YAZARIN PUANI

Başrolde Kara Zor-El, yani Supergirl olarak Milly Alcock yer alırken ona kötü karakter Krem of the Yellow Hills rolüyle Matthias Schoenaerts, genç Ruthye rolüyle Eve Ridley ve Lobo rolüyle Jason Momoa eşlik ediyor. DC Studios yapımı olan ve James Gunn ile Peter Safran‘ın yapımcılığını üstlendiği film, Warner Bros. Pictures dağıtımıyla 26 Haziran 2026’da vizyona giriyor. Yaklaşık 108 dakikalık süresiyle film, James Gunn‘ın yeniden şekillendirdiği DC Universe’ün Superman‘den sonraki ikinci halkasını oluşturuyor.

Kryptonlu Kara Zor-El; kuzeni Superman’in aksine gezegeninin yok oluşuna bizzat tanık olmuş, bu travmayı içine gömerek galaksinin dört bir yanındaki kızıl güneşli gezegenlerde kendini içkiye vuran yitik bir karakterdir. Yaş gününü köpeği Krypto ile geçirirken yolu, ailesi Krem adlı acımasız bir haydut tarafından katledilen genç Ruthye ile kesişir. Krem’in Krypto’yu zehirleyip Kara’nın uzay gemisini çalmasıyla birlikte bu ikili, hem köpeği kurtarmak hem de intikam almak için galaksiler arası bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk ilerledikçe Kara’nın kendi içindeki kahramanı bulması ve gerçekten evin ne demek olduğunu anlaması da paralel bir biçimde ilerler.

Supergirl Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Warner Bros Craig Gillespie Mily Alcock David Corenswet Eve Ridley Jason Momoa TME Filmleri

Çizgi Roman mı, Film mi?

Filmin ön gösterimlerinde en çok eleştirilen nokta, uyarlandığı çizgi romanın harika olduğu ve filmin her şeyi berbat ettiği yönünde oldu. Lakin çizgi romanı okuyan birisi olarak şahsen kesinlikle öyle düşünmüyorum. Kaldı ki, genel izleyici kitlesi zaten çizgi romanı okumak zorunda değil. Fan kitlesiyle ilgili en büyük sorun, tutarsız bir bakış açısına sahip olmaları. İşlerine gelince neden çizgi romana sadık kalınmadığından yakınıyorlar, işlerine gelmeyince ise 2026 yılında don giymiş bir Superman’e gerek olmadığını ve çizgi romana sadık kalınmayabileceğini söylüyorlar. Bu çelişki, aslında çizgi roman uyarlamalarının kaderini özetliyor. Çünkü bu uyarlamaların en büyük handikabı, tam olarak kimseyi memnun edememeleridir.

Zack Snyder‘ın mahvettiği DCEU sonrasında James Gunn‘ın başa geçirilmesiyle, Superman filmi daha canlı ve comic-accurate sayılabilecek yeni bir DC evreninin başlangıcı oldu. Zaten Supergirl karakteri ufak da olsa Superman filminde gösterilmişti ve kısa süre sonra solo filmi geldi. Çizgi roman ile film arasındaki farklara ve eleştirilen noktalara gelecek olursak, burada en çok konuşulan mesele uzaylı tasarımları oluyor. Çizgi romandaki kötü karakterler ve hatta karakterlerin çoğu insan görünümünde yer alıyorken, filmde envai çeşit uzaylı tiplemesi görüyoruz. İşte çizgi romana uyulmamasından yakınılması, tam da burada fazlasıyla absürt bir hal alıyor. Gezegenler arası uzayda geçen bir filmde neden yüzde doksanı insan görünümünde olan ırklar ve varlıklar görmek isteyelim ki? Filmin bu nedenle benim için en takdir edilesi yanlarından biri, işte bu uzaylı ırk çeşitliliği oluyor.

Aynı durum, kötü karakter Krem için de geçerli. Krem’in görünümü çizgi romanda dümdüz, kaba saba, kızıl bir adamken filmde itici, ork benzeri bir tiplemeye geçilmesi olumlu anlamda daha rahatsız edici bir etki yaratıyor. Evet, kötü karakterin bir motivasyonu yok ve dümdüz bir psikopat olarak karşımıza çıkıyor. Ancak galaksiler arası bir filmde onun dümdüz kızıl sakallı, iri kıyım bir insan olmasındansa böyle olması çok daha yerinde. Kaldı ki, çizgi romandaki Supergirl gayet kadınsı ve tabiri caizse “cici” gözükürken, filmdeki Supergirl tam olarak yitik ve melankolik bir karakter olarak resmediliyor. İlginçtir ki Krem’in tasarımına gelen onca eleştiri, aynı mantıkla değiştirilen Supergirl karakterine gelmiyor. Dolayısıyla, çizgi roman ile film farkı tartışmasının sonu gelmeyecek gibi gözüküyor.

Şahsi düşünceme göre çizgi romandan uyarlama yapılırken verilen en kötü karar, Ruthye karakterinin içinin boşaltılıp film boyunca Supergirl’e köstek olan küçük bir çocuğa dönüştürülmüş olması. Çizgi romandaki Ruthye daha gözü pek ve olgun bir karakterken, filmde çocuk saflığıyla kısa sürede sinir bozucu ve gereksiz bir karakter haline geliyor. Bu değişiklik, filmin duygusal merkezini oluşturması gereken Kara-Ruthye ilişkisini de bir miktar zedeliyor.

Supergirl Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Warner Bros Craig Gillespie Mily Alcock David Corenswet Eve Ridley Jason Momoa TME Filmleri

Büyük İddiası Olmayan Bir Geçiş Filmi

Filmin senaryosuna gelecek olursak, en baştan belirtmek gerekiyor ki bu filmin Superman gibi büyük vaatleri yok. Supergirl, hikayeden ziyade karakter tanıtımına odaklanan bir geçiş filmi olarak nitelendirilebilir. Filmde son derece klasik bir Supergirl macerası izliyoruz. Bu nedenle film, çerezlik bir popcorn gişe eğlencesinden öteye gidemiyor. Ancak tüm bunları göz önünde bulundurup özel bir beklentiye girilmediğinde, Supergirl‘ün gayet keyifli bir film olduğu rahatlıkla söylenebilir. Özellikle Marvel’ın Avengers: Endgame sonrasında çıkardığı Black Widow ve Ant-Man and the Wasp: Quantumania gibi rezil işlerden sonra, Supergirl eli yüzü düzgün ve tatmin edici bir yapım olarak öne çıkıyor.

Filmin sıradan senaryosunun içinde belki de en övülesi kısımlar, Krypton gezegeninde Clark’ın gidişi sonrasında tam olarak neler yaşandığını görüyor oluşumuz. Bu sahneler oldukça ilgi çekici kareler sunuyor. Kara’nın kuzeni Clark’tan farklı olarak Krypton’un yok oluşuna bizzat tanık olması ve bu travmayı hayatı boyunca taşıması, karaktere Superman’de bulamadığımız bir derinlik katıyor. Filmdeki klişe sahnelere ve cheesy diyaloglara rağmen Kara’nın dipten çıkıp filmin sonunda gerçekten evin ne demek olduğunu anladığı bir noktaya gelişi, birçok kişinin var olmadığını iddia etmesinin aksine, gerçek bir karakter değişimini gözler önüne seriyor.

Supergirl Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Warner Bros Craig Gillespie Mily Alcock David Corenswet Eve Ridley Jason Momoa TME Filmleri

Gunn’ın Mirası ve Guardians Atmosferi

Filmin en iyi yanlarından biri, ki bu durum pek çok fan kitlesinin olumsuz olarak kabul ettiği bir nokta, Guardians of the Galaxy‘den beri süregelen ve James Gunn‘ın bu evrende Superman ile başlattığı mirası büyük oranda koruyor oluşu. Superman dünyada geçtiği için bu tarz pek gösterilememişti ancak Supergirl adeta bir Guardians of the Galaxy evreninde geçiyor. Uzaylı çeşitliliği, gezegenlerin yapıları ve gemiler derken film fazlasıyla tatmin edici bir dünya sunuyor. Özellikle gezegenler arası belediye otobüsü sahnesi, bu yaratıcı evrenin en keyifli anlarından birini oluşturuyor. Yine de, Gunn‘a kıyasla gezegenlerin ve sinematografinin yer yer biraz daha karanlık ve cansız renklere sahip olduğunu belirtmek gerekiyor.

Filmin beslendiği kaynaklar da bu atmosferi zenginleştiriyor. Guardians of the Galaxy benzerliğinin yanı sıra, köpeğinin intikamı peşinde koşan bir Supergirl ile John Wick‘i akıllara getiriyor. Kadınların damızlık olarak kullanılmak üzere erkek haydutlar tarafından kaçırılması ise hem The Handmaid’s Tale hem de Mad Max: Fury Road çağrışımları yaratıyor. Film, bu referansları kendi potasında eritmeye çalışıyor olsa da, zaman zaman bu kadar çok ilhamın altında özgün kimliğini kaybetme tehlikesi yaşıyor.

Müzik seçimi ise kesinlikle filmin en kötü yanlarından biri. Bu noktada James Gunn‘ın vizyonunun buraya taşınmadığı belli oluyor. Gunn‘ın özellikle Guardians of the Galaxy serisinde ikonik bir imzaya dönüşen o akılda kalıcı müzik kullanımının izine burada rastlanmıyor. Filme iyi eşlik edecek, sahneleri yukarı taşıyacak akılda kalıcı parçalar tercih edilmemiş. Bu durum, görsel olarak Guardians of the Galaxy evrenini andıran bir filmin en çok hissedilen eksikliklerinden biri oluyor. Müziğin bir filmin atmosferini nasıl yükseltebileceğini bilen bir izleyici için müzik tercihleri hayal kırıklığı yaratıyor.

Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Warner Bros Craig Gillespie Mily Alcock David Corenswet Eve Ridley Jason Momoa TME Filmleri

Kadın Bedeni ve Dayanışma Üzerine

Filmin satır aralarında dikkat çeken feminist bir damar da bulunuyor. Krem ve adamlarının kadınları damızlık olarak kullanmak için kaçırması, kadın bedeni üzerindeki erkek tahakkümünü ve şiddetini doğrudan hikayenin merkezine taşıyor. Kara’nın yitik bir karakterken yavaş yavaş hem kendini hem de Ruthye’yi koruyan bir figüre dönüşmesi, bir kadın dayanışması anlatısı olarak okunabiliyor. Erkek şiddetiyle parçalanmış iki kadın karakterin bir araya gelip bu sisteme karşı durması, filme alışılmış bir süper kahraman macerasının ötesinde bir alt metin kazandırıyor. Buna rağmen, filmin bu temayı yeterince derinleştiremediğini ve bir aile filmi olma kaygısıyla bu kadınların yaşadığı dehşeti tam olarak işleyemediğini de belirtmek gerekiyor.

Filmin belki de en büyük sıkıntılarından biri CGI kullanımı oluyor. Filmdeki CGI‘lar, yalnızca aksiyon sahnelerindeki efektlerde değil, gezegenlerdeki karakterlerin arka planlarında da sırıtıyor ve kötü oldukları belli oluyor. Gariptir ki, DCEU filmlerinde Snyder‘dan bu yana her zaman en büyük sorun CGI ve VFX olmuştur. Hal böyle olunca bir süre sonra bu konuyu konuşmak bile neredeyse gereksiz hale geliyor. Marvel filmlerinde de son dönemdeki CGI başarısızlıkları göz önünde bulundurulduğunda, genel olarak büyük gişe filmlerinin efektlerinde bitmek bilmeyen bir sorun olduğu bir kez daha fark ediliyor. Bu, artık tek bir yapımın değil, koca bir endüstrinin ortak hastalığı haline gelmiş durumda.

Sinematografi konusunda açıkçası kötü efektlere ve vasat senaryoya rağmen birkaç akılda kalıcı epik karenin bulunduğu söylenebilir. Filmin tamamı için harika bir görsellik sunuyor denemez ancak bazı kareler gerçekten etkileyici olabiliyor. Oyunculuklara gelecek olursak, burada filmin en parlak yanıyla karşılaşıyoruz. Milly Alcock resmen ışıl ışıl parlıyor. Harika bir Supergirl portresi çizerek evrende uzun zaman görmek isteyeceğimiz bir oyuncu ve karakter haline geliyor. Clark’a göre çok daha sorunlu, travmalarla boğuşan ve kahraman olmaya çalışmayan bu karakteri, hem oyunculuğu hem de duruşuyla çok başarılı bir biçimde yansıtıyor.

Filmin bir diğer yıldızı ise kesinlikle Lobo karakteriyle Jason Momoa oluyor. Çatlak ve deli dolu bu karaktere performansıyla cuk oturan Momoa, evrende daha çok görmek isteyeceğimiz bir diğer karakter yaratıyor. Köpek Krypto ise kısa ekran süresine rağmen, yine bildiğimiz gibi kalpleri ısıtmayı başarıyor. Öte yandan kötü karakter Krem, her ne kadar eleştirilse ve adeta The Lord of the Rings evreninden çıkmış bir ork gibi görünse de, en azından içi boş psikopat karakterinin gereklerini yerine getirip itici ve sinir bozucu olmayı başarıyor. Filmin belki de oyunculuk anlamındaki tek handikabı, Ruthye karakterini canlandıran Eve Ridley oluyor. Ancak buradaki sorun, oyuncunun performansından ziyade doğrudan karakterin kötü yazılmış olmasından kaynaklanıyor.

Supergirl; büyük iddialar taşımayan, kusurları olan ancak kendi sınırları içinde keyifli bir geçiş filmi olarak karşımıza çıkıyor. Çizgi roman uyarlamalarının o kimseyi memnun edemeyen kaderini bu film de paylaşıyor olsa da, uzaylı ırk çeşitliliği, Guardians of the Galaxy‘yi andıran zengin evreni ve özellikle Milly Alcock‘ın parlak performansıyla kendini izletmeyi başarıyor. Krypton sahneleri, Kara’nın gerçek bir karakter gelişimi yaşaması ve Jason Momoa‘nın deli dolu Lobo’su filmin akılda kalan artıları arasında yer alıyor. Öte yandan tekrar karşımıza çıkan kötü CGI kullanımı, filme bir türlü eşlik edemeyen müzikler, içi boşaltılmış Ruthye karakteri ve vasat senaryo filmin potansiyelini sınırlayan unsurlar oluyor. Zack Snyder döneminin karanlık ve ağır havasından sıyrılıp James Gunn‘ın getirdiği daha canlı çizgiyi sürdüren Supergirl, Marvel’ın son dönemde çıkardığı pek çok başarısız işin yanında gayet eli yüzü düzgün durarak, beklentisini doğru ayarlayan izleyici için tatmin edici bir popcorn eğlencesi sunuyor.


Buğra Mert Alkayalar‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Toy Story 5: Dostunum Ben Senin

The Death of Robin Hood: Ölüm Meleğinin Düşüşü

Buğra Mert Alkayalar
Alkayalar, 1998 yılında Yozgat’ta doğdu. 2020’de Anadolu Üniversitesi Sinema ve Televizyon bölümünden lisans, 2024’te ise aynı alanda yüksek lisans derecesini aldı. Halen Marmara Üniversitesi’nde Sinema doktorası yapmaktadır. Yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği kısa filmleriyle Altın Koza Film Festivali, FABİSAD GİO Ödülleri, H.P. Lovecraft Film Festival ve Morbido Fest gibi ulusal ve uluslararası film festivallerinde yer aldı. 2023 yılında ilk öykü derlemesi Birtakım Rivayetler, Porsuk Kültür Yayınları’ndan yayımlandı. İstanbul Kültür Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümünde araştırma görevlisi olarak görev yapan Alkayalar, sinema çalışmalarını hem akademik hem de sanatsal üretim alanlarında sürdürmektedir. Aynı zamanda dijital mecrada sinema yazarlığı yapmaktadır.

    Avatar: The Last Airbender 2. Sezon: Yıkılan Denge

    önceki yazı

    In the Hand of Dante: Asırlar Sonra Kurulan Ortaklıklar

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Leave a reply

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Bunlar da ilginizi çekebilir